Siyaset Felsefesi 6: Dağıtıcı Adalete Şüpheci Bir Bakış

Brennan: Birçok insanın dağıtıcı adalet hakkında tartışması, tıpkı bir hocanın dersin ilk gününde tahtaya birkaç dağıtım şekli çizmesi örneğine benziyor. Bu şekillerin biri daha eşit dağıtılmışken diğeri daha az eşit dağıtılmıştır ve öğretmen “Bu dağıtımlardan hangisi daha adildir?”, diye sorar. Öğrenciler ise genelde “En eşit olan kesinlikle daha adildir.”, der. Fakat buradaki sorunlardan biri, o toplumun adil olup olmadığını anlamak için gereken bilgilerin tahtada olmamasıdır. Buna karar vermek için insanların belirli bir andaki mal varlığına bakmak yeterli değildir. İnsanların sahip oldukları şeyleri nasıl kazandıklarını da bilmek gerekebilir. Örneğin, F. A. Hayek bir meteorun dinozorları öldürmesinin adil olup olmadığını sormanın saçma olacağını söylerdi. Olaylar böyle gelişmiştir. Dinozorları seven biri için üzücü bir durum, ama adalet ile alakalı değildir. Bu durumun adilliği hakkında konuşmanın bir anlamı yoktur. Ayrıca Hayek, piyasadaki dağıtımın ve piyasanın sonuçlarının da bu türden olduğunu düşünüyordu. İnsanların piyasada nelere sahip olduğu, adil ya da adil değil kategorisinde değerlendirilebilecek tarzda bir şey değil. Kendiliğinden böyle gerçekleşen tarzda bir şey. Ona göre serbest piyasada zenginliğin dağılımı, insanların kasten belirledikleri bir şey değil. Kimse, bazılarının diğerlerinden daha zengin olmasına karar vermiyor.

İnsanlar genellikle sosyal üründen bir pastaymış gibi bahseder. Bazı insanlar gerçekten büyük dilimler alırken bazıları çok küçük dilimler alır ve bu haksızlık gibi gözükür. Çünkü annenin bir doğum günü partisinde sebepsiz yere bir çocuğa gerçekten büyük bir dilim pasta verirken, diğer çocuğa küçük bir dilim pasta verdiğini hayal edersiniz. “Bu gerçekten kaba!” diye düşünürsünüz. Ama olan şey bu değil. Bu sadece, insanların sahip oldukları şeyler üzerinden kararlar vermeleri ve bu kararlar sonucunda bazı insanların daha çok, bazı insanların daha az şeye sahip olmasıdır. Benzer şekilde felsefeci Robert Nozick, dağıtımcı adalet terimi yanıltıcıdır, der. Çünkü sahip olduğumuz şeylerin cennetten önümüze düştüğü hissini vermektedir ve geriye ise bunların nasıl dağıtılacağını ya da neyi kimin niçin aldığını bulmak kalmaktadır. Ama yine, gerçekleşen bu değil. Bu eşyaların bazılarını insanlar üretti, başkalarına verdi, takas etti. Bu, herhangi bir zamanda bir şeylerin dağıtımıyla sonuçlanır fakat aslında kimse onu dağıtmamıştır. Bu yüzden Nozick, dostluk ve arkadaşlık dağıtımından farklı bir zenginlik dağıtımı olmadığını söyler. Ve bazı insanlar birliktelik özgürlüğüne sahipse, bazılarının daha fazla ve bazılarının daha az arkadaşa sahip olacağı gibi bazıları da iyi yaşam sürecek kadar yeterli şeye sahip olacaktır, der. Yani, kimle istersek onunla arkadaşlık kurma özgürlüğüne sahipsek, bazı insanların bir sürü arkadaşı olacak, bazılarının ise hiç arkadaşı olmayacaktır. Bazı insanların doyurucu romantik yaşamları olurken bazı insanlar bütün yaşamları boyunca yalnız kalacaktır. Bu üzücüdür, ama ne adaletli ne de adaletsizdir, Nozick’in dediği gibi.

Arkadaşların veya eşlerin dağıtımından söz etmek mantıklı değil. Bu, insanlar özgür olduklarında kendiliğinden gerçekleşen bir durum. Nozick sola diyor ki “Konu romantik ilişkiler veya arkadaşların dağıtımı olsaydı, herkesin yeterli miktarda arkadaşa sahip olması için yeniden dağıtım yapmanın doğru olacağını düşünmezdiniz. O halde konu zenginliğe gelince ne değişiyor? Bunun için arada bir fark olması lazım, ikisinin bazı yönlerden farklı olmaları lazım.”. Yani Nozick diyor ki, solcular ve sol liberaller mallarımızla ilgili hakların, bedenimizle ve ilişkilerimizle ilgili haklardan daha zayıf olduğunu varsaymış oluyorlar. Eğer böyle düşünmüyorlarsa, yeniden dağıtım adına kullandıkları argümanlar pek de çekici olmaz. Dolayısıyla Nozick genel olarak, dağıtımcı adalet, yani bir şeyleri eşitlemek gerektiği fikri hakkında oldukça şüpheci davranıyor. Hatta, söz konusu düşünme biçimindeki hatayı gösterdiği meşhur bir argümanı var. Nozick kısaca şundan bahsediyor: Çoğu insana mal varlıklarının adaletli olması nedir veya dağıtımcı adalet neyi gerektirir diye sorulduğunda toplumun uyması gereken birtakım modeller sunacaklardır. Yani kendine meritokrat diyen biri olsaydınız, zenginliği liyakate göre dağıtmamız gerektiğini düşünürdünüz. En layık insan en çok, en az layık insan en az şeye sahip olurdu. Eğer eşitlikçi olsaydınız daha farklı bir modeliniz olurdu. O zaman da herkesin sahip olduğu şeylerin miktarının eşit olmasını isterdiniz. Eğer Rawls olsaydınız, başka bir modeliniz olurdu, en dezavantajlı grupların refahını en yüksek seviyeye getirecek bir eşitliğe izin vermemiz gerektiğini düşünürdünüz. Eğer yeterlikçi olsaydınız, herkes hayatını idare ettirecek kadar kazanabildikten sonra eşitsizliğin bir sorun olmadığını düşünürdünüz vs. . Bunlar, insanların toplumun ulaşması gerektiğini düşündüğü farklı modellerdir.

Nozick bundan endişe ediyor çünkü insanlara küçük miktarda bir özgürlük dahi vermenin herhangi verilmiş bir modeli zamanla bozacağını düşünüyor. Bunu bir örnekle anlatayım. Nihayet, adaletin sağlandığını varsayalım. Herkesin tam olarak alması gerektiği kadar aldığı kusursuz adil topluma ulaştığımızı varsayalım. Argümanın daha kolay akılda kalması için eşitlikçilikten bahsettiğimizi düşünelim. Yani herkes eşit miktarda malvarlığına ve zenginliğe sahip olsun. Ayrıca sahip olduğunuz şeyler var. Sahip olduğunuz eşyalarla bir şeyler yapma özgürlüğünüz var. Şimdi, dünyadaki en iyi basketbol oyuncusu LeBron James’in “Sosyalist fabrikadaki işimi bitirdikten sonra sosyalizm parkına gidip basketbol oynamaya başlayacağım ve ancak bir çeyreklik verirseniz size en iyi oyunumu izleme şansı vereceğim.” dediğini düşünün. Herkes bunu seve seve yapar. Yalnızca diyor ki “Gelip benim oyunumu izlediğiniz zaman bana sadece bir çeyreklik vereceksiniz.” Böylece, yılın sonunda James diğer herkesten bir milyar dolar daha zengin olacaktır. Bundan ise herkes memnundur. Yani öyle görünüyor ki insanlara yalnızca bir çeyreği dağıtacak kadar küçük miktarda bile özgürlük verseniz bunun o modeli yok etmeye yeteceğini göreceksiniz. Eşitlikçilikle başladık ve herkesten bir milyon daha zengin olan bir LeBron James ile bitirdik. Hipotezimize göre eğer bir eşitlikçiyseniz, ortaya çıkan bu ikinci durum kötücüldür. İnsanlara uygun gördükleri bir çeyrekliği dağıtma özgürlüğünü vermek dünyada adaletsizliğe yol açıyor. Fakat sorunun burada yattığını görebilirsiniz. Nozick’in dediği gibi özgürlük, modelleri bozacaktır. Küçük miktarda bir özgürlük bile, yerleşmiş modeli zamanla yok edecektir. Yalnız Nozick burada, liberteryen özgürlüğün değil sadece küçük bir miktar özgürlüğün, uygun gördüğünüz bir çeyrekliği verme özgürlüğünün modelimizi yok edeceğini söylüyor. Bu bir sorun, çünkü “Bakın şimdi, bu çeyrekliğin benim olduğunu düşünüyordunuz değil mi? Eğer öyleyse, bunu istediğim halde veremez miyim LeBron James’e? Sizin modelinizi bozacağım için bu özgürlüğe sahip olamaz mıyım?”, deniyor eşitlikçiye.

Yani Nozick’in endişelendiği şey, dağıtıcı adalet modelinde insanlara sürekli müdahale etmek ve onların hayatını kontrol altında tutmak zorunda olmanız. Modeliniz ne kadar sıkıysa insanların hayatına o sıkılıkta müdahale edeceksiniz. Dolayısıyla Nozick’e göre tüm bu teorilerdeki sorun adalet değildir; ama kimin kimden fazla şeye sahip olduğuna odaklanırken bu malların nereden geldiğini unutmaktır. Örneğin, sokakta yürürken içinde 500 dolar olan bir cüzdan bulduğunuzu düşünün. Cüzdana bakıp, “En dezavantajlı kesimin temsilcisi nerede acaba? Bu 500 doları ona versem daha iyi olur.”, demezsiniz veya “Bunu kime verirsem maksimum faydayı elde etmiş olurum?” diye düşünmezsiniz. İyi bir insansanız içinde bir kimlik var mı diye bakar ve kimlikteki kişiye 500 dolarını geri verirsiniz, çünkü bu paranın sahibi odur. Yani yapacağınız şey budur, onun birine ait olduğunu düşünürsünüz.

Nozick ise diyor ki dağıtıcı adalet hakkında konuşan diğer teorilerdeki asıl eksiklik bunun nereden geldiğini düşünmemeleridir. Bu yüzden, farklı bir teoriye ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bu teori, insanların sahipsiz malları nasıl sahipleneceklerini, bunları aralarında nasıl adilce transfer edeceklerini ve eğer insanlar bu kuralları çiğnerlerse ne yapılacağını açıklamalıdır. Kendisi buna hak sahipliği teorisi diyor. Hak sahipliği teorisi 3 bölümden oluşuyor.

Birincisi, “ilk sahiplenme” prensibidir. Buna göre bir mal sahipsizse, kimse onda hak iddia etmiyorsa onu nasıl sahiplenebilirsiniz? Nozick bunun karmaşık bir gerçeklik olduğunu düşünüyor. Karmaşık olduğu için şimdi üzerinde durmayacağım, fakat kimseye ait olmayan bir malı nasıl sahiplenebileceğinizi açıklayan bazı prensipler var. Daha sonra, insanlar mülkiyet edindikleri zaman bunları nasıl transfer edebilecekleri hakkında bir teoriye ihtiyaç duyulacak; mesela neden bir şeyi rızamla sattığımda sorun olmuyor da geri almak istediğimde sorun oluyor? Ve diyor ki kusursuz adaletin olduğu bir dünyada, adalet ve malvarlıkları ister “ilk sahiplenme” yoluyla kazanılmış olsun ister transfer yoluyla kazanılmış olsun, diğerlerinden daha az veya fazla olması önemli olmaksızın iyidir. Düşündüğünüzde arkadaşların veya romantik ilişkilerin dağıtımı söz konusu olduğunda yaptığımız ve düşündüğümüz tam olarak bu.

Öte yandan, kusursuz bir adaletin olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Bu yüzden üçüncü bir prensibe ihtiyacımız var, bir düzeltme prensibine yani bu diğer iki kural çiğnendiği zaman ne yapılacağını açıklayan bir prensibe. Yani mesela ben bu saati satın alırsam ve bunun başka birinden çalıntı olduğu ortaya çıkarsa bu saati herhangi bir tazminat alamadan geri vermek zorunda kalabilirdim. Bu da sorunları düzeltmenin bir yolu olurdu. Ya da birine arabayla çarparsanız ve onun mülküne zarar verirseniz bu sizin hatanız olur, dolayısıyla bu zararı telafi etmek için tazminat ödemeniz gerekir. Yani Nozick diyor ki adil bir dağıtım, hak sahipliği teorisinden sonra gelecektir. Bu yüzden onun bu konuda önerdiği düşünme biçimi, adil bir başlangıç durumu ile başladığınızda ve adil adımlarla ilerlediğinizde, ortaya çıkan gelir ve zenginlik dağıtımı nasıl olursa olsun, sonucun adil olduğu şeklindedir. Bununla birlikte Nozick, bakın burası önemli, gerçek hayatta gördüğümüz eşitsizlikleri savunmuyor. Savunmamasının sebebi olarak ise onun teorisini takip etmemiş olmamızı gösteriyor. Yani, Nozick’in hak sahipliği teorisini uygulamamızı değil, dünyada sahibi olan herhangi bir nesnenin tarihi düşünüldüğünde kölelik, hırsızlık, zalimlik ve savaş gibi şeylerin işin içinde olmasını sorun görüyor. Dolayısıyla aslında, gerçek hayatta gördüğümüz eşitsizliklerin makul olduğunu söylemiyor. Söylediği şey prensipte, doğru şekilde meydana gelmişse eşitsizliğin gerekçelendirilebileceği. İlginç olarak Nozick, verili tarihsel adaletsizlik diye bir şeyden bahsedildiğinde, tarihsel adaletsizliği düzeltmek için yapmamız gereken şeyin, işleri yoluna koymak için bir dereceye kadar yeniden dağıtım yaptıktan sonra yolumuza devam etmemiz olduğunu söylüyor. Fakat insanlar, öyle olmadığı açık olduğu halde Nozick’i genellikle statükonun bir savunucusu olarak görüyorlar.

Konuşmacı: Jason Brennan, Georgetown Üniversitesi
Kaynak: libertarianism.org
Çeviren: Asım Kaya, Büşra Aslan
Redaksiyon: Seçkin Sosyal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.