Siyaset Felsefesi 1: Kurumları Adil veya Adaletsiz Kılan Nedir?

Brennan: Farzedelim ki Vani adında çok erdemli bir komşunuz var. Ona Erdemli Vani diyelim. O, çok sayıda insanın çok fazla şeker tükettiğini fark ediyor. Bu yüzden de ülkenin sağlık meselesini kendi elleriyle çözmeye karar veriyor. Sırada olacakları biliyorsunuz. Yerel bir markette elinde bir silahla ortaya çıkıyor ve şunları söylüyor: “Bundan sonra kola ya da lolipop satmayacaksınız. Eğer satarsanız silahımla çaresine bakarım.”. Ve Prensipli Peter adında başka bir komşunuz olduğunu düşünün. Peter, hayırseverlik için yeterince para bağışı yapmadığınızı düşünen biri. Oxfam’a daha fazla para bağışı yapmanız gerektiğini düşünüyor. Banka hesabınıza izinsiz bir şekilde giriyor, paranın bir kısmını çekiyor ve bu parayı sizin adınıza Oxfam’a bağışlıyor. Ve size, “Müjde! Görevlerin tamamlandı. Görevlerini senin adına ben tamamladım.” yazan bir e-posta yolluyor. Ve son olarak Terbiyeli Danny adında başka bir komşunuz olduğunu varsayın. Danny, Amerikan malı almanın gerçekten önemli olduğunu düşünüyor. Demek istediğim, komşularınızdan ve onların çalışmalarından çok fazla istifade ettiniz ama bir Alman arabası satın almak istiyorsunuz. Bunu yapmalı mısınız? Bu yüzden satıcıya gittiğinizde o geliyor ve şunu söylüyor: “Bu arabayı satın almanıza izin vermek istediğimi biliyorsunuz ama sadece sonrasında, Amerikan arabası yerine Alman arabası almanız sebebiyle Michigan’da işten çıkarılacak işçilere dağıtılmak üzere 3,000 $ daha vermeniz şartıyla.”

Şimdi eğer komşularınız Danny, Vani, ve Peter bunları yapsaydı, muhtemelen polis çağırırdınız. Ve polis gelip onları tutuklardı. Ama burada bir parça tuhaflık var. Çünkü polisler ayrıca Vani, Danny, ve Peter’in yapmak istediklerini tam olarak aynı şekilde yapanlara yardımcı oluyor.

Yani şu anda, banka hesabınıza girip paranızın bir kısımını sizin adınıza yoksullara dağıtacak insanlar var. Sizin başka ülkelerden bir şeyler almanızı kısıtlamanın veya bunun için vergi ödemenizin doğru olduğunu düşünen insanlar var. Ve öyle insanlar var ki onlar, sizin şeker veya diğer kötü şeyleri kullanmanızı yasaklamanın doğru olduğuna inanıyorlar. Aradaki fark ise bunu düşünenlerin komşularınız değil, devlet olması.

Peki sizin yapamadığınızı devlet neden yapabiliyor? Benim bunu yapmaya iznim yok. Komşunuzun bunu yapmaya izni yok. Devletin neden buna izni var? Polis neden bir gruba bunu yasaklarken diğer gruba bunu yapması için yardım eder? Bu, açıklanması gereken bir muamma. Ve siyaset felsefesinde bu probleme, siyasal meşruluk ve siyasal otorite problemi diyoruz. Normal insanların yapamadığı şeyleri devletin yapmasına izin veren nedir? Siyaset felsefesinin sorularından biri “Buna bir açıklama var mıdır?”dır ya da belki yoktur. Belki de cevap, devletin bunu yapmaması gerektiği, devleti tamamen dağıtmamız ya da haklarının çok kısıtlı olması gerektiği çıkacaktır.

Yine de sormaktan vazgeçtiğimiz birçok soru var. Örneğin, hız işaretleri ve bunun gibi birçok şey var. Kanunlara uymalı mısınız? Size bir şey yapmanız söylendiğinde, gerçekten o kurala uymak zorunda mısınız? Diğer bir soru ise “Her şeyden önce, bir devletimiz olmalı mı?”dır. Diğer bir soru da şudur: ”Devlet hakkında konuştuğumuzda, kimler yönetilenden kimler yurttaştan sayılır?”.

Ülke sınırları üzerinden toplumları Amerikalılar, Kanadalılar, Meksikalılar vb. şekilde ayrıştırmaya alışığızdır. Peki bu yaklaşım doğru mu? Bugün yaptığımız gibi dünyayı ulus devletlere bölmek için herhangi bir sebep var mı? Devlet yönetiminden bahsederken şu tür sorular sorabiliriz: “Demokrasiyle mi yönetilmeliyiz yoksa alternatif bir yönetim şekli mi bulmalıyız? Eğer demokrasiyle yönetileceksek bu ne tür bir demokrasi olmalı?”. Ve son olarak, belki en soyut biçimiyle “Hayatımıza yön veren kurumları iyi ve adil kılan nedir? Bu kurumları iyi ve adil olarak değerlendirmede kullandığımız standartlar nelerdir?” gibi sorulara cevap ararız. Burada kurumlardan kastım, hayatımıza yön veren kurallar bütünüdür.

Belki farkında değilsiniz, günlük hayatımızda pek de dikkat etmediğimiz ama bilincinde olmadan uyduğumuz bir sürü kural altında yaşıyoruz. Örneğin, koridorda yürürken bilinçli bir şekilde birilerini öldürüp öldürmememiz veya başkalarının eşyalarını alıp almamamız gerektiğini düşünmeyiz. Sadece farkında bile olmadan bir grup ahlaki kurala uyarız ve muhtemelen bu yaptığımız, iyi bir şeydir de. Fakat burada şu soru karşımıza çıkıyor: “İyi kural dediğimiz şey nedir?”. Ekonomistler kurum ifadesini, sosyal yaşamı şekillendiren oyunun kurallarından bahsederken kullanmayı tercih ederler ve üzerinde dikkatlice düşündüğünüzde farkedeceksiniz ki ilgilendiğimiz veya baş etmeye çalıştığımız şeylerin bir çoğu aslında sadece bir grup kuraldan ibaret. Mesela, özel mülkiyeti ele alalım. Eğer bu benim kupamsa, insanların bunu nasıl kullanacağı, yok edeceği veya değiştireceğini belirleyen sadece bir grup kuraldır. Öyleyse özel mülkiyeti dikkate aldığımızda neler iyi kurallar olarak nitelendirilebilir? Demokrasiyi düşünürseniz, demokrasi sadece bir kurallar bütünüdür. Diğer kuralları kimin yapacağını, belli şeylere kimin karar vereceğini belirleyen kurallardır. Örneğin, evlilik kurumu, velayet haklarının ve mülkiyet haklarının bu iki insan arasında nasıl pay edileceğini düzenleyen kurallar bütünü, bir açıdan kelimenin tam anlamıyla bir sözleşmedir.

Peki bu kurumları iyi veya kötü kılan nedir? Hangi siyasi felsefe, kurumları iyi veya kötü, adil veya adil değil şeklinde değerlendirmemizi sağlayan nihai ve temel standartları ortaya koyuyor?

Dolayısıyla, siyaset felsefesine bakıp “Bu şeyler afili birer saçmalık. Bunları gerçekten umursamıyorum. Ben bir faydacıyım ve sadece işe yarayan şeyleri umursarım.’’, diyen çok sayıda insan var. Ama bu “işe yarayan şeylerle ilgilenmek” bakışının sorunu, bunun bir anlamda dogmatik bir bakış olmasıdır. Herkes işe yarayan şeyleri önemser. Soru, neyin “işe yarıyor” sayıldığıdır. Yani, bazı insanlara yardım ederken diğerlerine zarar veren kurumlarınız varsa, bu işe yarar sayılır mı? Eğer bazı insanları özgür ama daha az eşit kılan kurumlara sahipseniz, bu işe yarar sayılır mı? Veya insanları daha eşit ama daha az özgür kılan kurumlara sahipseniz, bu işe yarar olarak sayılır mı? Bunlar büyük ve ciddi etik sorulardır ve sizin sadece işe yarayan şeyleri önemsemenizi söylemeniz bir cevap değildir. 

Yani, önümüzdeki birkaç oturumda konuşacağımız şeyler, neyin işe yarar sayıldığına dair oluşan soruları cevaplamaya yönelik girişimler. Ama bununla ilgili son bir şey daha var. Sonuçta, kurumları sadece siyaset felsefesi araçlarıyla değerlendiremezsiniz. Diğer bazı araçlara, sosyal bilimlerin araçlarına ihtiyacınız olacak, çünkü neyin daha iyi ve daha kötü sayılacağına dair bir dizi standarta sahip olmak yeterli değildir. Öyle ya da böyle nerede duracağınıza karar vermeden önce kurumların gerçek dünyada nasıl işlediğini de bilmeye ihtiyacınız var.

Konuşmacı: Jason Brennan, Georgetown Üniversitesi
Kaynak: libertarianism.org
Çeviren: Cengizhan Asıliskender, Zilan Akbaş, Samet Tonyalı, Elif Şahin
Redaksiyon: Seçkin Sosyal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.