POPÜLER EKONOMİ – WALL-E VE İKTİSAT

Selam Kaptan! Başkan Heaton konuşuyor. Sizi gemiyle gönderdikten sonra fark ettik ki, gezegeni temizlemek için sınırsız enerji ve geminizle birlikte inşa ettiğimiz süper robotları kullanabiliyoruz Bu daha kolay bir yol. Daha mı kolay? Demek istediğim, eğer güneş enerjisiyle uçan lazer robotlar inşa edebilirsek, alüminyumu geri dönüştürme işini halledebiliriz. Bizim hatamız. Üzgünüm. Umarım yedi yüz yıl gibi bir zamandan beri uzaya tıkılıp kalmamışsınızdır Ayrıca tahminimize göre robotlarınız bilinçlenip hepinizi öldürmeye karar verdiklerinde geminizdeki insan yaşamı sonlanacak. Bilginize. Sonlanacak mı? Ne? İzninizle, teknoloji sizin yokluğunuzda o kadar gelişti ki, şimdi gidip holografik bir yunus balığı ve Kate Upton botuyla X-Box oynayacağım. Güle güle!

Merhaba! Ben Andrew Heaton, şu anda Popüler Ekonomi’yi izliyorsunuz. Bu program, popüler kültürün harap olmuş mecrasının iktisat çerçevesinde yeniden nasıl canlandırılacağını anlatıyor. Bugünlerde favori romantik filmim Wall-E ile büyülenmiş durumdayız. Tabii ki sadece animasyon bir robotun romantik duygularıyla bağ kurabilmem neden yalnız olduğumu da açıklıyor olabilir. Fakat konu bu değil. Zaten bu da sadece bir robotik romantik komedi değil. Bu aynı zamanda bir trajedidir. Kitlesel bir trajedi. Wall-E kıyamet sonrası bir dönemde, terk edilmiş binalar, paslanmış makinalar ve ve çöp yığınları manzarasıyla başlar. Fakat bu günümüzdeki Detroit şehri değildir. 700 yıl gibi bir zaman sonrasının Detroit’idir. Pixar’ın kadrajında yeryüzü gelecekte alev alev yanan, kirlilik ve aşırı tüketimle harap olmuş bir yere dönüşmüştür. Durum felakettir. Tam bir Robocop felaketi.

Dünyayı temizleme işlemi başarısız oldu. Bildiğiniz gibi gittikçe artan zehirli maddeler dünyayı yaşanamaz hale getirdi. Fakat bu Pixar gezegeninde vahim bir durum değildir. Wall-E’ye çirkin bir böcek eşlik eder. Wall-E’nin parlak hurdaları toplamak gibi bir hobisi vardır. Hatta kendisinde 1969 yılına ait “Hello Dolly” müzikalinin bir kopyası bile mevcuttur. Dans etmeyi ve kafasına silindir şapka takmak gibi şeyleri bu filmden öğrenir. Wall-E, dijital film yapımcılığının nasıl yaratıcı bir örneğiyse, bir robot olarak Wall-E’nin kendisi de teknolojik bir harikadır. Fakat filmin aşırı nüfus artışı, kaynakların azalması ve toplumsal çöküş gibi konularla ilgili distopyası yüzyıllık maziye sahiptir ve defalarca çürümüştür.

Eviniz çöpten geçilmiyor mu? Uzayda yeterince yer var. BNL Yıldız Gemileri her gün uzaya çıkıyor. Siz burada yokken biz dünyayı temizleyeceğiz. Örneğin 1890’lı yıllarda iktisatçılar New York’un büyümeye devam etmesi halinde 30 yıl içinde at pisliği içinde boğulacağını düşünüyorlardı. O dönemde gemicilik, ulaşım, tutkal üretimi vs. her şey atlarla yapılıyordu. Uzmanlar Manhattan’dan boylu boyunca geçen gübre kanalları oluşacağını düşündüler. Sabit kalacak fahiş fiyatlar da cabası olacaktı. Fakat -Wall-E’yi izleyen herkesin bildiği gibi- otomobillerin, tramvayların ve uçan koltukların gelecekteki ulaşım altyapımızın önemli bir parçası olacağını düşünemediler.

İnsanlar karşılaştıkları problemleri kısa vadede çözme konusunda iyiler; ancak uzun vadede çözüm üretebilme konusunda oldukça kötüyüz. USB bellekler son on yılda Ağaç Dikme Günü’nde dikilen ağaçlardan daha çok ağacı kurtardı. Tarih bize öğretmiştir ki, teknolojik gelişme bizi sadece zenginleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dünyamızı daha temiz bir yer haline getiriyor. Peki bu her şeyin iyi olduğu anlamına mı geliyor? Pek değil. Günlük hayatta çukurlarda, parklarda, neredeyse bütün televizyon programlarında programlarında işe yaramaz bir sürü çöp görüyoruz. Gerçi insanların bahçelerine çöp attıklarını neredeyse hiç görmeyiz. Neden? Çünkü insanlar kendi alanlarına daha iyi bakma eğilimindedirler. Kiraladığınız bir aracı yıkadığınız oldu mu? Benim yıkadığım olmadı. Kiralık araçları, egzotik hayvanları eyalet dışına çıkarmak için kullanıyorum. Devekuşlarını taşıdıktan sonra arabayı temizlediğim olmuyor.

Ortaklaşa sahip olduğumuz şeyler için hiç kimse kişisel bir sorumluluk hissetmez. Ortak bir odayı, yurdu ya da bizim apartmandaki merdiven boşluğunu hayal edin. Wall-E’de dünyanın yörüngesi çöple kaplıdır. Egzosfer kimseye ait olmadığına göre o zaman kim temizleyecek burayı? Bir kaynak tüm insanların kullanımına açıldığında, onu kullanmak için beni, seni, hiç kimseyi durduracak bir güç yok. Bu da “kitlelerin trajedisi” olarak bilinir. Herkes faydalanır ama kimse korumak istemez. Sonuç da tıpkı Wall-E’de gördüğümüz dünya gibi olur.

Evimiz oralarda bir yerlerde. Bizim evimiz Otto. Şu an başı dertte. Burada hiçbir şey yapmadan oturamam. Şimdiye kadar hep oturdum zaten. Bu lanet gemideki herkesin yaptığı tek şey oturmak. Başka bir şey yok.

İlk çözüm, özel mülkiyet haklarını tanıtmak olacaktır. Ağaç kesen şirketler, yerine yenilerini dikmediği sürece ağaç kesemez. Aşırı hamburger tüketimine rağmen inek sayısı fazladır. Oysa aslan ve tekboynuzlu at türü tehlikededir. Mülk edinme ve mülkten kazanç sağlama fırsatı, aslında sürdürülebilirliği sağlar. Wall-E’deki diğer önemli konu ise aşırı tüketimdir. Eğer bu videoyu Amish işi elle oyularak yapılmış akıllı telefonlarınızda izleyebiliyorsanız aşırı tüketime saydırmanızda bir sorun yok. Ancak kabul edelim ki hepimiz bir şeyler satın almaktan keyif alıyoruz. Robotlarla ilgili kitaplar, ayakkabılar, komedi filmleri almakta sakınca yok. Küçük aletlerin hayatımızdaki en önemli şeyler olduğuna inanıyor muyum? Hayır. Bir mikrodalga fırınım olduğu için mutlu muyum? Elbette. Ben bekar bir erkeğim. Mikrodalga fırınım olmasaydı açlıktan ölürdüm; fakat filmin odaklandığı şey, teknolojinin ve tüketimin bizi eninde sonunda insanlığımızdan uzaklaştırması. Tamam, bazı insanlar ellerine fırsat geçtiğinde tembelleşiyor, işe yaramaz hale geliyorlar. Bunu kabul ediyorum. Ben de bunlara dahil oldum ama bence çoğu insan daha anlamlı bir hayat yaşamak ister. Bütün insanlık tarihi, insanların bir önceki hayallerini gerçekleştirir gerçekleştirmez yeni hayaller peşinde koştuklarını yazar.

Birçok insan teknoloji sayesinde kendisine kalan boş vakti daha yaratıcı ve sosyal olmak için kullanır. Çünkü bütün gününüzü tereyağı yapmak, tüm kıyafetlerinizi elde yıkamak, hayvan avlamak gibi işlerle harcamanız gerekmez. Bu vaktinizde kendinizi kurt adamların aşk yaşantısı ile ilgili e-kitap yazmak ya da ailenize/gizli ailenize vakit ayırmak gibi daha ulvi işlere adayabilirsiniz. Hatta robotlarla ilgili film de yapabilirsiniz. Temiz bir havası olan ve avlayabileceğim, yiyebileceğim, arkadaşlık kurabileceğim birçok hayvanın olduğu temiz bir gezegende yaşamak istiyorum. Aynı zamanda dünyanın diğer şeyler haricinde teknoloji ve ticarete de ihtiyacı olduğunun farkındayım. Yoksa kim vakit ayırıp da Wall-E’yi kurgulayabilirdi ki?

Kaynak: Econpop
Konuşmacı: Andrew Heaton
Çeviri: Başak Öner
Redaksiyon: Ahmet Altundal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.