‘Sosyal Adalet’ dediğimiz şey tam olarak nedir? Niyetlerle sonuçların uyuşmadığı durumlarda, bir sosyal adaletten bahsedilebilir mi? Dünyadaki tüm sosyalistlerin ve marksistlerin, kapitalizm eleştirilerinde haklı olduğunu öğrenseydiniz tavrınız ne olurdu? Yani diyelim ki, piyasa ekonomisi gerçekten de fakirleri daha fakir, zenginleri ise daha zengin ediyor, eşitsizlik ve sömürüden başka bir şey getirmiyor…Fikirlerinizde değişiklik olur muydu? Profesör Zwolinski, sosyal adalet konusunu işlemeye devam ediyor. Konu hakkında daha derinlememesine okumalar yapmak isteyenler, aşağıdaki bağlantıları takip edebilirler;

Keeping the Poor Poor: The Dark Side of the Living Wage [paper]: A Cato policy paper on unintended consequences of “living wage” legislation

Law, Legislation, and Liberty [book excerpt]: The libertarian economist F.A. Hayek makes a Rawlsian argument regarding social justice

Does Welfare Diminish Poverty? [article] A Foundation for Economic Education piece questioning the effectiveness of welfare programs

Goverment aid keeps millions out of poverty [news article]: A news story favorable to public assistance for the poor

NASIL BİR SOSYAL ADALET?

Bizi izlemekte olan liberteryenler ve klasik liberaller için basit bir düşünce deneyiyle başlamak istiyorum. Farz edin ki, serbest piyasanın en sert eleştirmenleri, tüm fikirlerinde sonuna kadar haklılar ve siz bu konuda yanılmaktasınız.

Farzedelim, serbest piyasalar gerçekten zenginin daha zengin, yoksulun ise daha yoksul olmasına yol açıyor. Farzedelim, serbest piyasa ekonomisi sayesinde, büyük ekonomik güce sahip olanlar, yoksulları ve işçi sınıflarını durmaksızın sömürmekte ve onları, yaşadıkları hayata gittikçe yabancılaştırıyor. Eğer bunların hepsi doğru olsaydı, serbest piyasayı yine de destekler miydiniz?

Eğer bu durumda desteklemezseniz, veya konuyla ilgili şüpheleriniz varsa, o halde bu demektir ki, serbest piyasadaki düşük ücretler, sizin için çok daha başka anlamlar ifade ediyor. Bu nokta zaten, serbest piyasa karşıtlarının ahlaki gerekçelendirmelerinin vazgeçilmez bir unsurudur. Birçok liberteryen ve klasik liberalin, bana göre, inandığı gibi, sen de buna inanıyorsan, belki de çoğu liberteryenin reddedeceklerini düşündüğü bir fikre, sosyal adalet fikrine inanmaktan çok da uzakta değilsin.

Daha önceki bir videoda ifade ettiğim gibi, libertenyenlerin ve klasik liberallerin birçoğu, sosyal adalet fikrine karşıdır; çünkü bu fikir, toplumun kendiliğinden olan düzenini göz ardı eder. Özgür bir toplumda, fırsatlar ve servet açısından kimin ne alacağı merkezi bir dağıtımcı tarafından belirlenmez. Bu, sayısız bireyin saymakla bitmeyen kararları tarafından belirlenir. Bu nedenle, bir bütün olarak toplumsal dağılımın adilliği ya da adaletsizliğinden bahsetmek anlamsızdır; anlamlı olan, sadece belirli bireylerin belirli eylemlerinin adilliği ya da adaletsizliğinden bahsetmektir. Bu, şu an için pek çok sosyal adalet savunucusunun ders çıkartması gereken önemli bir içgörüdür, fakat bu husustan feragat etsek dahi, liberteryen veya klasik liberal görüş açısından halen bir sorun bulunmaktadır.

Problem şudur: para, istihdam ya da fırsatlar söz konusu olduğunda kimin neyi elde ettiği, sadece tek tek bireylerin birbirinden bağımsız kararlarına bağlı değildir. Bu aynı zamanda, kısmen, o bireylerin içinde bulunduğu hukuki ve sosyal kuralların bir sonucudur. Örneğin Derek Jeter, beyzbol oynayarak önemli miktarda para kazanmaktadır, fakat onun bu serveti sadece doğal yeteneğinin kaçınılmaz bir sonucu değildir. Bu yeteneğin; mülkiyet hakları, anlaşma hükümleri, vergi mevzuatı ve diğer pek çok yasal kurallarla birleşiminin bir neticesidir. Bu tür kurallar, topluma mensup belirli bir şahsın herhangi bir kimseye kıyasla nasıl yol alacağını belirlemez, fakat toplumdaki genel servet dağılımı üzerinde etkileyici olurlar.

Örneğin, asgari ücret politikalarını düşünün. Ekonomistlerin çoğu bu politikaların işsizlik meydana getirdiğine ve özellikle yeteneği kısıtlı olan işçiler üzerinde yıkıcı bir etkisi olduğuna inanmaktadırlar. Bu tür yasaların, hangi kişileri tam olarak etkileyeceğini bilemeyebiliriz; fakat bu yasaların insan sınıfları üzerinde geniş etkileri olacağını kesin olarak biliyoruz. Buradan hareketle, yaratılan sosyal kurumları ‘ahlaki’ olarak değerlendirmek için herhangi bir engel yok önümüzde. Bir başka deyişle, liberteryenler dahi, bir toplumu, hukuki ve toplumsal kurallar dahilinde adil veya adaletsiz kılan unsurların, farklı gruplardaki insanları ne şekilde etkileyebileceğini göz ardı etmez.

Nitekim, bu bizi şaşırtıcı sonuçlara ulaştırır, çünkü bu Friedrich Hayek gibi bir liberteryen ile John Rawls gibi bir ‘liberal eşitlikçi’nin arasında düşündüğünüzden daha az fark olduğu anlamına gelir. Aslında özgürlükçülerin, Rawls’un “adil bir toplum, kanunları en düşük gelir düzeyindeki sınıfların azami menfaâtine işleten bir toplum olacaktır,” diyen meşhur önermesine katılabileceklerini iddia etmek istiyorum. Ve bizzat Hayek, meşhur kitabı Özgürlüğün Anayasası’nda, tam da bu husus üzerinde Rawls ile hemfikirdir.

Hayek, Rawls ile sosyal kurumların hedeflemesi gereken sonuç hakkında hemfikirdir; en az ayrıcalıklı olanların refahı. Hayek yalnızca, Rawls ile, bizi bu hedefe ulaştıracak yollar konusunda aynı fikirde değildi. Ve bu önemli bir noktadır. Devletin, refah programlarını fonlamak veya vergi indirimli sağlık hizmeti sunmak gibi, geçim sıkıntısında olanların refahını doğrudan artıran yollarla ile ilgili olduğuna inanmadan bir sosyal adalet teorisini kucaklayabiliriz. Bahsettiğim gibi, bir sosyal adalet kuramı, bize sadece bir grup yasal kanunun, ne tür sonuçlara ulaşılmaya çalışılması gerektiğini anlatır. Bize bu sonuçlara nasıl ulaşacağımızı anlatmaz.

Yani yoksullara doğrudan yardım etmeye yönelik olarak tasarlanmış olan hükümet programlarının, bir ‘sosyal adalet kuramı’nca zaruri olup olmaması, bu programların gerçekten yoksullara yardım edip etmediğine bağlıdır, bizim sadece bu programların onlara yardım etmesini umut edip etmememize değil. Nitekim, birçok kanıt da, yoksullara yardım etmeye çalışan pek çok programın, çoğunlukla onlara tahmin edilmesi zor biçimlerde zarar verdiğini ortaya koymaktadır. Bir sosyal adalet kuramı, önüne koymuş olduğu amaçları gerçekleştirebilmek için, ekonomi biliminin ve diğer sosyal bilimlerin öngörüleriyle hareket etmek zorundadır.

Ve bu, sosyal adalet destekçilerinin, serbest piyasa destekçilerinden öğrenebileceği bir şeydir. İş fakirlere yardım etmeye geldiğinde, kişinin kalbinin doğru yerde olması veya fakirlerin neyi hak ettikleri hakkında doğru bakış açısına sahip olması yeterli değildir. Ayrıca hangi politikaların işe yarayacağını bilmemiz gerekir. Fakirlere, onlara gerçekten zarar veren, asgari ücret gibi politikalar ile yardım etmeye çalışmak, etkisiz olmaktan daha ötedir. Bu büyük ihtimalle başlı başına büyük bir toplumsal adaletsizlik örneğidir.

https://www.youtube.com/watch?v=lx6LTyMxyQQ

Kaynak: Learnliberty.org
Konuşmacı: Matt Zwolinski
Çeviri: Oytun Tez
Redaksiyon: Soner Bastiat

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.