Liberteryenizm’e Giriş 4: Sahip Olduğumuz Haklar Nelerdir?

David Boaz: Liberteryenler, sıklıkla hükümetin temel amacının hakları korumak olduğunu söylerler. İnsanların hangi haklara sahip olduğunu nasıl bilebiliriz? Bu haklar nereden gelmektedir? Ben, her zaman küçük cebimdeki Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi kopyasıyla başlamanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüşümdür ve okuyorum “Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar eşit yaratılmışlardır; onları yaratan Tanrı, kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir; bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve mutluluğu arama hakları yer alır; bu hakları korumak için hükümetler kurulmuştur.”. Bu oldukça iyi bir özet, muhtemelen tarihte yazılmış en anlamlı özgürlükçü metindir. Hükümetin temel görevi yaşam hakkımızı, özgürlük hakkımızı ve mutluluğu arayış hakkımızı korumaktır. John Locke gibi bazı insanlar bu haklara yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkı derler. Şahsen en temel insan hakkının, kişinin, başkalarının eşit haklarına saygı duyduğu müddetçe yaşamını kendi seçtiği gibi sürdürmesi olduğunu düşünmekteyim. Amerika’da birçok insan tarafından, “Benim kollarımı sallama hakkım senin burnunun başladığı yerde biter.”, söylemi ifade edilir. Ve bu oldukça basit ama iyi bir anlatımdır. Hayatımı yaşamak istiyorum, fakat sizin istediğiniz şekilde kendi hayatınızı yaşama hakkınızı engellemediğim sürece bunu isterim. İşte bu tek haktır.

Ve komüniterler bazen “Ah, Amerika’da çok fazla hakkımız var” diye yakınırlar. Esasında, sadece tek bir hakkımız vardır, fakat bu tek hakkın sayısız çıkarımları vardır. James Wilson Anayasa Kongresi’nin bir üyesiydi, ve “Haklar Kanunu”na sahip çıkılması teklif edildiğinde, James “Kişinin tüm haklarını sıralayacak olursak, eminim ki bayım, son Kongre’de hiçbir beyefendi bunun gibi bir şeyi yapmak istemezdi, çünkü en nihayetinde, hakların tümüne sahipsindir. Şapka giyme ve giymeme hakkınız vardır. Çiftçi veya tuhafiyeci ya da yazılım mühendisi olma hakkınız vardır. Evlenme veya evlenmeme hakkınız vardır. Asla, haklarımızın tümünü belirleyemezdik.” Şimdi açıkça görülüyor ki, Haklar Kanunu bu hakları geniş kategorilerde sıralamayı denemiş. Fakat, Haklar Kanunu’na bakacak olursak, bazı bakımlardan, belirttiği haklar, ihlal edildiğini düşündükleri haklardır. Ve bu yüzden, evine asker yerleştirilmesine karşı seni korurlar. Pekâlâ, bu, bizim hakkında gerçekten endişelendiğimiz bir şey değildir, fakat o zamanlar onlar endişelenmişti. Onlar, silah taşıma hakkının bir sorun olduğunu anlamışlardı. Hatta evinizde, dökümanlarınızda güven içinde olma hakkı, konuşma özgürlüğü ve din özgürlüğü ve daha fazlası… Bu yüzden başkalarının haklarına saygı duyduğunuz sürece, dilediğiniz gibi yaşama hakkı, tüm bu çıkarımlara sahiptir. Ve biz genelde, haklarımızı biri bizden almaya çalıştığında onların farkına varırız. Kim, 24 ons (710 ml) gazlı içecek içme hakkına sahip olduğunun farkında? Bu sadece Mayor Bloomberg, “İnsanların büyük boy gazlı içecek içme haklarını ellerinden almak istiyorum”, dediğinde bunun haklarımızdan biri olduğu anlaşıldı.

Peki, bu haklar nereden geliyor? Liberteryenler bunun üzerinde tam bir fikir birliğine varamıyor. Bazıları, “onlar Tanrı’dan geliyor, Yaratıcımız tarafından bahşedilen haklar”, diyor. Bazıları, onlar doğal haklardır, tabiattan gelirler, diyor. Bağımsızlık Bildirgesi, “Tabiat ve Tabiatın Tanrısı” diyerek durumu bir noktada idare edebildi, hangisi tarafından kapsanıyorsak. Bazı özgürlükçülere göre, haklarımızı biliyoruz çünkü farklı hak sistemlerinin ve hakların korunmasının neticelerini inceleyebiliyoruz. Bu şekilde birçok ekonomist, insanların bu korumayı devletten alması gerektiği sonucuna ulaşabilir. Bunlara hak diyemeseler bile, devletin hayatlarımıza müdahalesinin sonuçlarını biliyoruz, diyeceklerdir. Bazıları, (özellikle kurucular, bu kategoride olacaktır) haklarımızı tarihi inceleyerek anlayabileceğimize inanıyorlar; Yunan tarihini, Roma tarihini, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun ve özellikle İngiltere’nin tarihini. Yani haklarımızın ne olduğunu bu yolla öğrendik. Modern özgürlükçüler büyük ihtimalle, “bizler akılla donatıldık ve insanlar olarak bu aklı, gelişebilmek için kullanabilmeliyiz. Bu sebeple, aklımızı eylem için, başka insanlarla işbirliği yapabilmek için kullanabileceğimiz bir sosyal sisteme ihtiyacımız var.”, diyecekler. Bence, liberteryenler bu hakların, tanrı vergisi, doğal ya da iç gözlem ve akılla elde edilmiş olduğundan hangisine inanırsa inansın, bu hakların daimi olduklarında, yani hiçbir insani kurumun onları buyuramayacağı konusunda karar birliğine varıyor ve buna inanıyorlar. Haklarımızı kral vermedi. Haklarımızı Papa vermedi. Haklarımızı meclis vermedi. Onlar anayasadan bile gelmiyor. Birçok kişi, anayasa bana şunu yapma hakkı verdi, diyor. Hayır, bu doğru değil. Anayasa, senin o işi yapma hakkını koruyor, fakat bu hakkın, anayasa yazılmadan önce de vardı ve kesinlikle haklar bildirgesi yazılmadan önce de.

Haklarımızın bir sınırı var mı? Bunu ele almanın bir yolu, “Başkalarının eşit haklarını engellemediği sürece, her bireyin kendi seçtiği şekilde yaşamaya hakkı var.”, ilkesine geri gitmek. Bu hakkın neticesinde, hiç kimse başkasına veya başkasının mülküne saldırıda bulunma hakkına sahip değildir. Yani benim haklarımın olması sonucunda senin de hakların var. Amerika tarihinde bayraklaştırılmış en eski sloganlardan biri, “beni çiğneme”dir (don’tthread on me). Ve bu iyi bir ilkedir. Beni çiğneme yoksa bir çıngıraklı yılan gibi geri saldırırım. Sloganın söylediği şey budur. “TheStudentsforLiberty” bir tişörtle, bir sloganla çıkagelmişti, “Kimseyi çiğneme”. Bu, beni çiğneme fikrine iyi bir ek oldu. Bu sadece benimle ilgili değil. Bu sadece, ben, ben, ben, değil. Bu, birçok eleştirmenimizin söyleyeceği gibi atomizm ve egoizm değil. Bu, herkesin hakkına saygı göstermektir ve kendi haklarımı korumanın tek yolunun herkesin haklarına saygı göstermek olduğunu anlamaktır.

Bazen, haklara ilişkin liberter bakış açısı yalnızca negatif olduğu iddiası ile eleştirilir. Bu negatif haklardır. Bu negatif özgürlüktür. Bu, başkaları üzerine sadece negatif yükümlülükler yüklemesi, başkalarına saldırmamayı görev edindirmesi açısından doğrudur. Haklarınızın olması ne anlama gelir? Bu size vuramayacağım, eşyalarınızı çalamayacağım ya da size tacizde bulunamayacağım anlamına gelir. Pozitif haklar ise bambaşka bir şeydir. Pozitif hakları genelde eğitim hakkı, sağlık hakkı ya da dün radyoda duyduğum, tekerlekli sandalyeyle binilebilir taksi hakkı olarak düşünürüz. Bu tür haklar ancak başkalarının paraları ile temin edilebilir. Eğer eğitim hakkım varsa, bana eğitimi sağlama yükümlülüğünde olan kimdir? Vücut dokunulmazlığı hakkına sahip olduğumu söylediğimde, bu size karşı bir hakkım olduğu anlamına gelecektir. Bana vuramayacaksınız. Ancak, eğitim hakkımın olduğunu söylediğimde, sizin veya bir grubun, yalnızca bana vurmama değil aynı zamanda benim eğitimimi sağlama zorunluluğu olduğunu da söylemiş oluyorum. Bununla ilgili sorunlardan biri, herkesin eğitim alamayacağı ya da herkesin ev sahibi olamayacağı vb. kadar fakir olan toplumların var olmasıdır. 19. yy’da Hindistan’da herkesin klimalı ev sahibi olma hakkı olduğunu söylemenin ne manası vardır? Öncelikle, herkesin ev sahibi olamayacağı kadar çok fakirdirler, ikinci olarak da klima mevcut değildir. Diğer yandan, çağımızda her Amerikalı’nın klimalı bir eve sahip olma hakkı vardır, denmesiyse gayet hayal edilebilirdir. Bu, evrensel bir şekilde işlemez, yani, evrensel bir hak olamaz. Ayrıca, bu taleplerin başkaları tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. AynRand’a göre, “ Hak, pozitif bir ahlaki iddiadır, kendi hedefleriniz için kendi isteğiniz doğrultusunda gönüllü olarak harekete geçme özgürlüğünüzün pozitif iyiliğidir, zorla yaptırılmayan bir seçimdir.” Yani bu bağlamda, hakların pozitif bir şey olmadığını söylemiyorum. Bu haklar, mutluluğunun peşinden giderken diğerleri tarafından engellenmemek amacıyla öne sürülen pozitif taleplerdir. Hak sisteminin değeri, öncelikle özgürlüğümüzü korumaktır. İkinci olarak, bize ne yapabileceğimizi ve ne yapamayacağımızı söyler. Bu haklarla ilgili güzel olan ki burada kast edilen daha çok mülkiyet haklarıdır, bize neyin sizin neyin benim olduğunu söylemesidir. Ve böylelikle kendi işimizi kurabiliriz. Ve ticaret yapabiliriz. Kendi evimi size satabilirim. Kendi arsamı size satabilirim. Size evimde yaşama hakkını satabilirim veya kiralayabilirim. Bir kereliğine bu haklara ilişkin basit kurallara sahip olduğumuzda, her türlü şeyi yapabiliriz.

Devletin, haklarımıza saygı göstermediği pek çok durum mevcut ve liberterler de bunlar üzerine konuşma eğilimindedirler. Modern bağlamda hakları tartışırken, haklarımızın ne olduğunu biliriz. Bu haklar, çoğunlukla anayasa ve haklar bildirgesi tarafından korunur. Ve ne zaman devlet gelip diğer insanların ya da toplumun iyiliği için paranızın bir kısmını alacağız dese, hakların kötüye kullanılması dolayısıyla itiraz edersiniz. Devlet, teninizin renginden dolayı, cinsel yöneliminizden veya cinsiyetinizden dolayı size farklı muamelede bulunduğunu söylerse, haklarınızın ihlal edilmesine karşı direnirsiniz. Devlet size askere gitmeyi ya da Evrensel Ulusal Servis ile birlikte sosyal hizmette çalışmayı zorunlu kıldığında, haklarınızın gasp edilmesi gerekçesiyle itiraz edersiniz. Biz, her zaman kendi istediğimiz şekilde yaşayabileceğimizi söyleyen temel insan hakkı fikrine geri döneriz, elbette ki siz de kendi seçtikleri hayatı yaşamak isteyen insanların eşit haklarına saygı duyduğunuz müddetçe.

 

Kaynak: Libertarianism.org
Konuşmacı: David Boaz, The Libertarian Mind kitabının yazarı
Çevirenler: Ezgi Yıldırım, Gizem Sultan Yılmaz, Liliya Bondar
Redaksiyon: Seçkin Sosyal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.