İSKOÇ AYDINLANMASI’NIN DEVLERİ: ADAM SMITH

Hutcheson’dan büyük ölçüde etkilenenlerden biri de İskoç Aydınlanması’nın dev isimlerinden biri olan Adam Smith’ti. Smith’in en önemli iki eseri Milletlerin Zenginliği ve Ahlaki Duygular Teorisi’dir. Milletlerin Zenginliği ekonomi alanında çok önemli bir eserdir. Eğer ekonomi dersi alıyorsanız, şu anda hikayesini dinlemekte olduğunuz kişi, bu dersin varoluş sebebidir. Eğer dersi sevdiyseniz, bu durum kulağınıza hoş gelecektir ama sevmediyseniz kötü gelecektir. Dersi sevmediyseniz suçu Smith’e atmayın, dersi veren hocanıza atın. Tabii ki o hoca ben olmadıkça. Ki bu durumda kusuru yine de kendinizde aramanız gerek.

Smith modern ekonominin babası olmasının yanısıra Hutcheson’la birlikte ahlaki duyguculuğun (sentimentalizm) en büyük savunucularından biridir. Smith’in duyguculuğu bir hayli Hutcheson etkisi taşımakla birlikte, ondan ayrılır. Düşünüre göre, şahit olduğumuz insan ilişkileri, kendimizi onların yaşadığı acı ve hazlarla kendimizi özdeşleştirmeye sürükler. Böylece haz ve acıları paylaşmış oluruz.

Smith’e göre, duygu paylaşımlarımız olumlu ya da olumsuz bir yönde gerçekleşebilir. Bir kişinin diğerine karşı hoş bulduğumuz bir davranış sergilediğini düşünelim. Bir kişinin diğerine iltifatta bulunduğunu, iltifatı alanın da ona hoş bir karşılık verdiğini düşünelim. İki taraf da bu durumdan memnun olacaktır. Bu yüzden iltifata hoş bir şekilde karşılık vermeyi ahlaken doğru buluruz.

Ancak, bir kişi, karşısındakinin tavrına abartılı veya tam tersine zayıf bir karşılık verirse, onu tasvip etmeyiz. Basit bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki bir kişi, bir başkasını istemeden de olsa küçük düşürdü. Aşağılandığını düşünen kişinin bu duruma öfke dolu bir tepki gösterdiğini düşünelim. Pek çok insan bu tepkiyi aşırı bulacaktır ve ahlaken tasvip etmeyecektir. Tam tersini ele alalım. Kendisine sebepsiz yere ağır bir hakaret edilmesine karşı kayıtsız kalan bir kişiyi düşünelim. Zayıf bulduğumuz bu tür davranışları da ahlaken reddederiz.

Şuna dikkat çekmek isterim: Smith’in bahsettiği, sadece kendimizi başkalarının yerine koymaktan ibaret değildir. Aynı zamanda duygularını paylaştığımız kişilerin davranışlarını da yargılayabileceğimizi belirtmiştir.
Düşünür daha da ileriye gider. İçinde bulunduğu durumun vahametinin farkında olmayanlarla bile duygudaşlık kurabileceğimizi söyler. Buna dair iki örnek verir: Bir travma sonucunda zihinsel engelli hale gelen ve kendini mutlu bir çocuk zannetmeye başlayan bir adamı hayal edelim. Biz bu duruma üzülürüz, ancak bu adam zihinsel olarak engelli hale geldiği için dünyayı mutlu bir çocuk gözünden görecektir ve bizim onun adına hissettiğimiz üzüntüyü o hissetmeyecektir.

Smith aynı zamanda ölmüş insanlar adına üzülebileceğimizi de hatırlatır. Ölülerin hiçbir şey hissedemeyecekleri ve hayata dair yeni anıları olmayacağı açıktır. Ancak mahrum oldukları şeyleri düşünür ve her ne kadar ölüler kendilerinde bir eksiklik hissedemeseler de, biz onlar adına pişmanlık ve üzüntü hissedebiliriz. Burada Smith şunu söylemeye çalışmaktadır: Duygularımız her zaman insanların tavırlarına karşılık olarak gelişmez. Aynı zamanda başkalarına yönelik kendiliğinden gelişen duygularımız vardır.

Her ne kadar bahsettiğimiz kişi, içinde bulunduğu durumun vahametinin bilincinde olmasa dahi, onların halini onlardan daha iyi anladığımız durumlar olabilir. Başkasının halini anlama kabiliyetimiz temelinde, ahlaken uygun veya ahlaken şüpheli eylemlerin ayrımına varabiliriz.

Şimdiye kadar Smith’in diğer insanlarla ilişkilerimiz hakkındaki fikirlerini konuştuk, ancak o aynı zamanda kendi eylemlerimizi de yargılayabileceğimizi düşünüyor. Smith bu noktada bir problemle karşılaşıyor: Kendi çıkarlarımızı merkeze aldığımız gerçeği düşünüldüğünde, bir insanın kendi kendini yargılaması nasıl mümkün olabilir? Peki Smith bu problemi nasıl aşıyor? Bir kişi üçüncü bir şahsın, yani “tarafsız gözlemci”nin gözünden bakarak kendini yargılayabilir. “Tarafsız bir gözlemci olsa bu yaptığım hakkında ne düşünürdü?” diye sorabilir. Pek çoğunuz görmüşsünüzdür, üzerinde “İsa Olsa Ne Yapardı?” yazan bilekliklerle dolaşan insanlar var. Adam Smith bunu kendisine uyarlıyor: “Tarafsız Gözlemci Olsa Ne Yapardı?”. Smith, kısacası insanların üçüncü şahsın gözünden kendi eylemlerini yargılayabilecekleri fikrine varıyor.

Smith için bu konu özellikle adalet kavramına gelindiğinde önem kazanıyor. Ona göre insanlar, kendilerine kötü davranıldığında buna kırılabilirler, adil davranıldığında ise memnuniyet hissedebilirler. Bir insanın bir olaya karşı verdiği tepkiyi ölçülülük kriteriyle değerlendirebilir, buradan yola çıkarak sergilenen davranışların yerli yerinde olup olmadığını anlayabiliriz.

Smith’e göre, bir kişinin size lütufta bulunmaması ve zarar vermesi arasında net bir ayrım vardır. Bir kişi sizi lütuflandırmamışsa, ona karşı içerlemenizin anlamı yoktur. Sonuçta o size bir zarar vermemiş, sadece mevcut durumunuzu daha iyi bir seviyeye taşımaktan kaçınmıştır. Eğer bundan dolayı güceniyorsanız, uygunsuz bir tepkide bulunuyorsunuz demektir.

Sizi yaralayan, malınıza zarar veren, size saldıran bir kişiye öfke duyuyorsanız tepkinizde son derece haklısınız demektir. Smith, doğal ahlaki yargılarımızı değerlendirerek, iki tür kırgınlık arasına bir çizgi çekmektedir. Biri, bize fazladan bir fayda sağlamayan bir eylem veya kişiye karşı duyulan anlamsız kırgınlık ve diğeri de bize direkt olarak zarar veren ve tepki gösterilesi bir eylemden dolayı yaşanan bir kırgınlık. Bunu modern terimlerle şöyle açıklayabiliriz: Pozitif bir hakkın sağlanmaması, ortada bir adaletsizlik olduğunu göstermez; ancak negatif haklara karşı saygısızlık, vahim bir adaletsizlik örneğidir.

Smith, aynı Hutcheson gibi ahlaki duyguculuk yaklaşımını benimsemiştir, ancak bu teoriyi tamamen farklı bir şekilde yorumlamıştır. Hutcheson tıpkı Smith gibi insanların doğal davranışları üzerine kurulu bir ahlak anlayışı önermektedir. Bu nokta çok önemlidir, çünkü sosyal kurallar ve ahlaki yargılarımızın ne derece adil olduğunu bu doğal esaslara dayanarak ölçebiliriz. Smith’e göre insanların kendisine verilen zarara tepki göstermesi doğaldır, ancak kendisine lütuf sağlanmadığı için gücenmesi anlamlı değildir. Eğer Smith haklıysa, bir devletin, insanları diğerlerinin saldırısından koruması, onlara fazladan bir fayda sağlamasından çok daha önemlidir.

Kaynak: Learnliberty.org
Konuşmacı: Prof. James Stacey Taylor / The College of New Jersey
Çeviri: Nazlıcan Kanmaz
Redaksiyon: Ahmet Altundal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.