İŞ DÖNGÜSÜ HAKKINDA: YAPIŞKAN ÜCRETLER VE FİYATLAR

“Yapışkanlık” konusunu biraz detaylandıralım. Öncelikle, iktisatta “reel ücret yapışkanlığı” ve “nominal ücret yapışkanlığı” ayrımı vardır. Ancak bu örneğimizde şimdilik fiyatların sabit olduğunu varsayalım. Bu varsayımda ücretlerin yapışkan olması için birkaç sebep sayabiliriz. İlk olarak, birçok ekonomide -özellikle Batı Avrupa ekonomisinde- işgücünün çoğunluğu sendikalaşmıştır ve yasalarla korunan kolektif sözleşmeler geçerlidir. Bu sözleşmelerin müddetini değiştirmek oldukça zordur. Dolayısıyla eğer işgücünün çoğunluğu sendikalaşmış ise, sözleşme veya yasa sebebiyle, ücretler ister istemez bir miktar yapışkan olacaktır. ABD’de ise sendikalar işgücü üzerinde nispeten daha az etkilidir. Bu yüzden sendikalar, ABD’deki ücret yapışkanlığının sebeplerinden biri olsa da, asıl sebebi değildir. Bana kalırsa asıl sebep, çalışanların moralleri ve beklentileriyle alakalıdır. Alex Tabarrok ile birlikte hazırladığımız kitapta, “Öfkeli Profesör” adını verdiğimiz bir hikaye yazdık. Bu hikaye aslen tanıdığım birkaç eski meslektaşıma dayanmaktadır ve oldukça ilginçtir. Ücretlerdeki değişimlere hiç değilse profesörlerin rasyonel tepkiler vermesini beklersiniz. Oysa işin aslı öyle değildir. Bir profesörün maaşının yüzde 2-3 kadar kesintiye uğradığını düşünün. Ampirik olarak gözlemledik ki, ücretler uzun süre boyunca sabit kaldığında veya düştüğünde bu profesörler huysuzlaşmaya ve daha çok şikayet etmeye başlıyorlar. Moralleri düşüyor, eskisi kadar iyi eğitim vermiyor, yayın yapmayı bırakıyor, üniversitedeki bölümlerinde sorun çıkartıyorlar. Tüm bunlar ücret yapışkanlığında moral faktörünün etkisiyle ilgilidir.

Tabii herkesin ücreti yapışkan değildir. Örneğin eğer bir emlakçıysanız gelirinizi komisyon üzerinden kazanırsınız. Her yıl, her ay veya altı ayda bir hesabınıza sabit bir ücretin yatmasını beklemezsiniz. Beklentileriniz birçok farklı değişkene bağlıdır. Veya internet üzerinden poker oynadığınızı farz edin. Ne kadar geliriniz olacağına dair bir fikriniz olmasını bırakın, bu yönde bir kontrolünüz de yoktur. Geliriniz kumarda ne kadar kazandığınıza bağlıdır.
Yine de birçok kişi başka işverenler için çalışmayı tercih eder. Niyetleri risksiz bir gelire sahip olmaktır ve patronlarıyla zımni bir anlaşma yaparlar: “Sen benim maaşımı ödemeye devam et, ben de işe gelmeye devam edeyim. Çok sıkı çalışırım, işbirliği yapmak için elimden geleni yaparım. Sözleşmemde belirtildiğinden bile fazlasını yaparım. Ancak bunun karşılığında değer ve saygı görmeyi, ücretimin düşmemesini, hatta belki de zamanla istikrarlı bir şekilde artmasını beklerim.” derler. İnsanların bu beklentiye sahip olmasının faydalı olması beklense de, işler bazen yolunda gitmez ve kimi ücretlerin düşmesi gerekir. Alex ve benim “Öfkeli Profesör” hikayesinde değindiğimiz üzere, çalışanların moral faktörü dolayısıyla bu düşüşü gerçekleştirmek zor olabilmektedir.

[Menü Maliyeti]

Bazı durumlarda yapışkan olan sadece ücretler değil, aynı zamanda fiyatlardır. “Menü maliyeti” olarak adlandırılan bu kavram, fiyatlarını değiştirmek isteyen bir restoranın her seferinde yeni menüler bastırmak zorunda kalmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Elbette hiçbir restoran; her gün, her hafta veya belki de her ay yeni menüler bastırmak istemeyecektir. Bu yüzden belirli bir süre -belki altı ay veya bir yıl- boyunca fiyatlarını sabitleyip beklemeyi tercih ederler. Ayrıca kısa vadede fiyatlar genelde yapışkandır, çünkü fiyatları düzenlemek zaman alır ve tüketiciler çok sık değişen fiyatlardan hazzetmezler. Buna “menü maliyeti” denir. Keynesyen argümanın diğer kısmı budur.

Kaynak: Learnliberty.org
Konuşmacı: Prof. Tyler Cowen / George Mason University
Çeviri: Burak Avcı
Redaksiyon: Ahmet Altundal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.