Konu hakkında daha derinlemesine bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki bağlantıları takip edebilirler;

Perfecting Tyranny: Foreign Intervention as Experimentation in State Control (Journal article): Chris Coyne and Abby Hall Blanco explain the boomerang effect.

Guard Your Liberty (Article): Liberty is something to be actively defended.

What Would It Take For You to Fight For Your Liberty? (Learn Liberty Video): Prof. James Otteson asks the question.

How the Paris Terror Attack Could Curb Human Rights in 90 Seconds (Learn Liberty Video): Chris Coyne on the civil liberties implications of political responses to terrorist attacks.

 

Dış Politika 1: Devlet Gözetlemesi – İzleniyoruz

1960’larda, FBI’nın en gelişmiş teknolojisini tehlikeli bir Amerikan muhalifi olan Martin Luther King’i gözetlemek için kullandığını biliyor muydunuz? COINTELPRO isimli gözetleme programıyla, NSA ve FBI kapsamlı bir şekilde King’i gizlice takip etti. Peki neden? Çünkü King ırksal eşitlik mücadelesine baltalayıcı etkisi olan Vietnam Savaşı’na ilişkin karşıt görüşlerini sık sık dile getiriyordu.

FBI, King’e şantaj yapmak için sahip olduğu bilgileri kullanmaya çalıştı ve hatta King’den kendisini öldürmesini istedi. 2013 yılındaki Snowden’in NSA hakkındaki sızıntıları ve Apple ile FBI arasında daha güncel bir kriptolama karşıtı halk mücadelesi ile bugün tekrar, devlet gözetlemesi hakkında tartışmalar kızışıyor.

Fakat devletlerin kendi vatandaşlarını gözetim altında tutmaları yeni bir şey değil. Birleşik Devletler’de bu durum 100 yılı aşkın süredir böyle. Ve devletin vatandaşlarını gözetlemesinin aslında müdahaleci bir dış politika anlayışına sahip olmasının tamamıyla öngörülebilir bir sonucu olması pek de şaşırtıcı değil. Yabancı nüfusu gözetlemek için kullanılan programlar ve teknikler, kendi ülkesine de dönmeye meyletmektedir.

İlk büyük çapta devlet casusluk programı, Filipin-Amerikan Savaşı’nda, ABD askeri istihbaratının fikir öncüsü Komutan Ralph Van Deman yönetiminde görüldü. Deman, savaş çabalarına tehdit oluşturan Filipinliler’i gözetledi. İsyancılar, muhalifler, diğer huzur bozanlar. Fiziksel görünüşleri, mali durumları, arkadaş ve aileleri, siyasal görüşleri hakkında bilgi topladılar.

Savaştan sonra Van Deman, üst rütbelilerini daimi bir askeri istihbarat biriminin kurulmasına ikna etmek için çaba harcadı. Nihayetinde başardı ve yeni açılan Askeri İstihbarat Birimi’nin başına getirildi. Fakat, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra AİB’nin, gözetlemeyi sadece yabancı hedeflerle sınırlamadığı ortaya çıktı. Alman kökenli Amerikalılar hakkında milyonlarca sayfa bilgi toplanmıştı.

Bu durum, Amerikan vatandaşlarına yönelik gözetlemeyi sınırlamak için birçok vaatte bulunulduğundan siyasi bir tepkiye neden oldu. Gözetleme programları, İkinci Dünya Savaşı sırasında daha da genişletildi ve savaş sonrası dönemde Ulusal Güvenlik Birimi (NSA) kuruldu. Gözetleme, geçici bir savaş misyonu olmaktan ziyade daimi bir hükümet görevi haline geldi ve NSA (Ulusal Güvenlik Birimi), ordu görevlilerine yerine siviller tarafından idare edilmeye başladı.

Bu, yeni hedefler bulma fırsatı olduğu anlamına geliyordu. Vietnam Savaşı’nın başlangıcında, NSA düzenli olarak aktivist, savaş karşıtları ve huzur bozucu addedilen diğer gruplar da dahil olmak üzere sivil vatandaşlar hakkında bilgi topluyordu. Bu tanım, hükümeti eleştiren neredeyse herkesi içine alabilirdi. Edinilen bilgiler FBI, CIA ve ordu gibi diğer hükümet şubeleri ile paylaşılacaktı.

Martin Luther King’e karşı kullanılan program COINTELPRO’nun suistimali, 1974’te açığa çıkınca halkın öfkesine sebep oldu. Kilise Komitesi adlı Senato soruşturması, gelecekteki gözetleme programlarını kısıtlamak için özel bir mahkeme oluşturdu. Teorik olarak, tüm gözetlemenin anayasal sınırlara sadık kalmasını sağlayacaktı. Bu kısıtlamalar, hükümet gözetleme programlarının dramatik bir şekilde genişlediği 11/9 saldırılarının ardından test edildi.

O günden bu yana, NSA’in yasal kısıtlamalarının yetersiz olduğunu ve sürekli olarak anayasal hakları ihlal ettiğini söyleyen çok sayıda NSA çalışanı ortaya çıktı. Ancak bu muhbirler, hükümet karşıtı oldukları için kısmen az ilgi görüyorlardı. Ve sonra Edward Snowden geldi. NSA’in; özel metinleri, telefon görüşmelerini, telefon konumlarını, e-postaları, Facebook mesajlarını ve akla gelebilecek her türlü veriyi sakladığını gösteren kanıtlar sundu.

Milyonlarca belgeyi basına sızdırdığından iddiaları inkar edilemezdi. Bu kez, NSA programlarının ne kadar kapsamlı ve saldırgan olduğuna dair kanıt vardı. Ayrıca, Kilise Komitesi tarafından hazırlanan özel mahkemelerin de kötüye kullanımı engellemek için hiçbir şey yapmadığını gösterdi. Mahkeme, NSA’in yapmak istediği her şeyi onaylayarak meşrulaştıran naylon bir kurum gibi görünüyordu.

ABD gözetleme programları tarihinin incelenmesi, devletin, yabancı tehditler nedeniyle anayasal gizliliğimize müdahale etmek istemesine karşı neden şüpheci olmamız gerektiğini gösteriyor. Gördüğümüz gibi, gözetleme programları kontrol edilmediğinde, dürbün vatandaşlara dönüyor.

Kaynak: LearnLiberty.org
Konuşmacı: Abby Hall Blanco, Tampa Üniversitesi
Çeviri: Furkan Yıldız
Redaksiyon: Seçkin Sosyal

 

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.