“ATLAS SİLKİNDİ”NİN DÜNYASINDA YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

Ayn Rand o kadar orijinal bir düşünür ki, onu Amerikan entelektüel ve siyasi geleneğinin neresine yerleştirmek gerektiği halen tartışılıyor. Birçok farklı unsuru bir araya getiren Rand’in nasıl sınıflandırılacağına karar vermek çok zor. Şurası açık ki, onun klasik liberalizmle aynı frekansta olduğunu gösteren birçok öğe bulunuyor, bireycilik, otoriteye şüpheli yaklaşım ve serbest piyasa gibi temaları vurgulaması bunlardan bazıları. Klasik liberal düşüncenin bu ana temaları, Rand’in felsefesinin de temelini oluşturuyor.

Şimdi bireyciliği inceleyelim. Bu tema, Rand’ın yazılarının temel motivasyonu ve iletmek istediği en önemli fikirdir. Ve Atlas Silkindi’de bize anlatmak istediği, bireylerin iş dünyasındaki önemi ve üretkenliğin toplumu nasıl güçlendirdiği.

Bunun güzel bir örneğini Hank Reardon’ın yeni bir metal alaşımı icat etme çabalarında görüyoruz. Reardon, kendi işinin sahibi ve yöneticisi. Ama aynı zamanda bir mühendis ve mucit. Rand, Reardon’un işletmesinin temelinde onun bireysel çabaları, dehası ve fikirlerinin yattığının altını açıkça çiziyor.

Trenyolu işleten Dagny Taggart için de aynı şey geçerli. Taggart, bu şirketi, ailesinden miras yoluyla devralmış. Ancak yeni hatlar geliştirmesi, yeni materyaller kullanması ve rakiplerinin yaptıklarını sürekli takip etmesi onun girişimci ruhunu gösteriyor.

Kısacası Rand’in Atlas Silkindi’de asıl odaklandığı, girişimci bireyler ve onların topluma yaptığı katkı. Kitapta Rand’in dikkat çektiği iki temel fikir vardır: Büyük kurumsal yapıların içinde dahi, bireysel çabaların kendine has bir önemi vardır. Bu çabalar, hem bu yapıların içerisinde hem de toplumun genelinde etki yaratır.

Otorite konusuna gelelim. Otoriteye şüpheyle yaklaşmak, tüm klasik liberal düşünürlerin temel tavrıdır. Atlas Silkindi’de bu tavrın iyi bir örneği “Reardon metali” üzerinden gösterilir. Bu metal, ulaşım teknolojilerinde ve tüm endüstriyel işlerde çığır açma imkanına sahiptir. İcat, adeta piyasanın bir devrimi. Bu olağanüstü metal alaşımı, mucitlerini toplumda öne çıkartacak potansiyele sahip.

Sonra ne mi oluyor? “Reardon metali” gibi bir icat ortaya koyamamış diğer insanlar hükümete gidiyor ve bu metalin kullanımını kotayla kısıtlayan bir dizi yasa çıkarılmasını sağlıyorlar. Çünkü laboratuvarlarında çalışarak açık ve adil bir rekabete girmek ve yeni bir alaşım geliştirmek gibi bir niyetleri yok. Rekabet istemiyorlar, amaçları sadece yeni bir şeyler ortaya koyanların önünü kesmek. Nihayetinde Reardon metalinin başarısını engellemek için özel olarak “amansız rekabet yasası” ve “fırsat eşitliği yasası” geçiriliyor.

Rand burada ahbap çavuş kapitalizminde hukukun objektif anlamda üstünlüğünün sağlanamadığını anlatıyor. Çünkü hükümete yakın kesimin piyasada avantajlı konumda olmasını sağlayan “subjektif yasalar” hakim. Ekonomistler buna “düzenleme tuzağı” der. Atlas Silkindi’de Rand, bu soyut ekonomik terimin iş dünyasında uygulanışını temel alıyor.

Rand, otoriteye eleştirel bakışıyla bilinse de, “ahbap çavuş kapitalizmi” gerçeğini göstererek, aslında günümüz kapitalizm anlayışına da bir anlamda eleştiri sunmuş oluyor. Çünkü bu tür bir kapitalizm, serbest piyasada dürüst ve adil koşullarda rekabet etmektense, hükümet gücünü kullanarak rakipleri alt etmenin önünü açmış oluyor. Rand’in bu kitapta savunduğu ise gerçek anlamda serbest bir piyasa. Rand, Amerikan ekonomisinin karma bir ekonomi olduğunu, bu kadar devlet müdahalesinden sonra bu sisteme “kapitalist” denemeyeceğini söyler. Düşünür, Atlas Silkindi’de bu fikrine hikayeleştirerek ve detaylandırarak hayat verir.

Ayn Rand, serbest piyasanın sağlam bir savunucusu olarak bilinir, ki serbest piyasa, klasik liberalizmin temel ilkelerinden biridir. Rand’ın bu çalışmasında ileri sürdüğü yeni ve emsalsiz fikir ise serbest piyasanın kişisel yaratıcılık için alan sunduğu düşüncesi. Bu sadece ekonomiyi ilgilendiren bir argüman değil. Pek çok kişi, serbest piyasayla ilgili argümanlar ileri sürer: “Daha etkilidir, işleyişi daha kolaydır ve toplumun refah düzeyini yükseltir” gibi… Ama Rand’ın asıl ilgilendiği bunlar değil. Serbest piyasa, bireylerin kendilerini geliştirmesi, yaratıcılıklarını ve potansiyellerini en iyi şekilde ortaya koyması için yegane alandır. Asıl önemli olan bunlardır, diğerleri ise piyasanın sadece sonuçlarıdır.

Yani Rand’e göre her şey bireyde bitiyor. Atlas Silkindi’nin en önemli özelliği, bu kitabın 1950’lerde sıkıcı, yavan ve konformistlerle dolu imajı çizen iş dünyasının heyecanlı ve parlak yönünü yansıtması. Bir iş adamı, bir yandan sanatkardır ve yaratıcı bir yöne sahiptir. Rand’in serbest piyasa argümanının kültürel olduğu kadar entelektüel bir yönü de var. Söylediği şey, serbest piyasa sisteminin bize sunduğu ve insanların akıllarına gelen bir fikri çok çalışarak hayata geçirebileceği bir dünyanın ulaşabileceğimiz en iyi dünya olduğu. Rand’a göre kişinin potansiyelini tam anlamıyla kullanabilmesi bu sayede mümkün. Ayrıca ek olarak toplumun genel refahı da bu şekilde artmış oluyor. Yine de onun asıl ilgilendiği şey, bireyin özgürlüğü ve yaratıcılığın hayata geçirilmesi.

Bence Rand’ı klasik liberal olarak görmemizin en önemli sebebi, özgürlüğü en öncelikli siyasi değer olarak görmesi. “Atlas Silkindi” ile Rand, okurlarından özgürlüğün yerine mutlak eşitlik ve denetimin geldiği bir dünya hayal etmelerini istiyor. İlk 1957’de sorduğu ve hâlâ güncel olan soru şu: Böyle bir dünyada yaşamak ister miydiniz?

Kaynak: Learnliberty.org
Konuşmacı: Prof. Jennifer Burns / University of Virginia
Çeviri: Merve Güngör
Redaksiyon: Ahmet Altundal

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.