Konu hakkında daha derinlemesine bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki bağlantıları takip edebilirler;

Human Rights: Classical Liberalism Schools of Thought #5 Natural Rights (Learn Liberty Video): Nigel Ashford on Natural Rights, John Locke, and their influence into the modern Libertarian movement.

The Battle of Big Ideas, Part 1: Constrained vs. Unconstrained (Youtube video): Bill Whittle inspects Thomas Sowell’s book “A Conflict of Visions” by looking at the American and French revolution.

America’s Founding (upcoming On Demand program): Sarah Burns walks through the context and implications of the Revolutionary War.

 

 

Amerika’nın Kuruluşu – Bölüm 5 – Devrim Yapma Hakkından Söz Edilebilir mi?
Ciddi bir kırılma noktasındayız: Yıl 1776. Koloniciler defalarca İngiltere’yle uzlaşmaya çalıştılar ama anladılar ki bağımsızlıklarını ilan etmek ve özgürlüklerini kazanmak için zorlu bir savaş başlatmak zorundalar. Bu kararı verince, İngiltere’yle ilişkilerinin neden uzlaşılmaz hale geldiğini açıklama gereği hissettiler.

İşte bu, Bağımsızlık Bildirgesi’nin doğuş hikayesi. Bu belgeyi hazırlamanın birkaç nazik tarafı vardı. İlki, haklarını İngiliz olarak talep ediyor olmalarıydı. İngiltere’den ayrıldıktan sonra bunu talep edemezlerdi. İkincisi, bu bildirge krala başkaldırının yazılı hâli anlamına gelirdi ki krala isyan etmenin şaka kaldırır yanı yoktu.

Başarısız oldunuz mu asıldınız demektir. Başlangıç’tan geçemezsiniz, 200M alamazsınız, doğru kodese oradan da darağacına gidersiniz (Monopoly). Peki, Bağımsızlık Bildirgesi’nde kullandıkları argüman neydi? İddia ettikleri şey şu: Biz, özgür bir halk olarak, baskıcı bir yönetime karşı çıkma hakkına sahibiz. Bugün baktığımızda tamamen anlaşılır bir hak iddiası.

Yalnızca halkının haklarını koruyan bir devlet onların desteğini hak eder, değil mi? İste o zamanlar bu çok radikal bir fikirdi. O zamana kadar kimse böyle bir iddiayla ayaklanmamıştı. Bu radikal ve yeni fikir John Locke’un felsefesine dayanıyordu. John Locke, bir toplumun baskıcı bir devletten bağımsızlığını ilan edebileceğine dair teori geliştirmişti.

Devrimin altında yatan başka bir felsefi taraf da onun, yeni anayasal düzene iyi bir dayanak noktası oluşturmak için radikal Whig teorisiyle birleşmiş olmasıdır. Radikal Whig Teorisi sivil erdemi ve devlete karşı ihtiyatlı olmayı vurgularken Locke’cu Liberalizm, hakların güvencesini ve devletin sorumluluğunu ön plana çıkarır. Locke, teorisini devletin ortaya çıkışını inceleyerek geliştirmiştir.

Locke’a göre insan, bildiğimiz tarihin dışında bir yerlerde başlıyor yolculuğuna. Başlangıçta herkes özgür ve eşit. Fakat bir sorun var: İnsan bencil ve irrasyonel. Anlaşmazlıklarda ara buluculuk edecek tarafsız gruplar da mevcut değil. Bu yüzden Locke, toplum olarak bir araya gelip devleti inşa etmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bunun için, hakları güvence altına almayan devlete başkaldırının mümkün olması gerekir. Öyleyse devlet başkanı haklarınızı korumadığında boynunu vurun gitsin! Şaka yapıyorum. Fakat, Locke’un teorisine göre devlet bu önemli vazifeyi yerine getirmiyorsa halk tarafından devrilmesi gayet makûl bir davranıştır.

Locke, adaletsiz bir kralla bir hırsız arasında hiçbir fark olmadığını iddia eder. Bu yüzden hırsızı yakalayabilmemiz gibi, kralı da adaletsiz tutumundan dolayı devirebiliriz, der. Bu fikir, Locke’un uzlaşmaya dayanan devlet anlayışından ortaya çıkar ki kraldan adalet bekleyen İngiliz vatandaşı olmaktan; baskıcı yöneticiye karşı ayaklanan, hür ve eşit insanlar olmaya geçebiliriz.

Bu fikirlerin Bağımsızlık Bildirgesi’nde de işlendiğini görürüz. İngiltere, halkın haklarını sürekli ihlâl etmişti. Bu niyetle, Bildirgede krala karşı 27 suçlama vardır. Bu suçlamalar bir kraldan çok sabıkalı birine yöneltilmiş gibidir. Mesela: “O, sürüsüyle yeni makam icat etti ve yığınla memurunu halkımızı taciz etmesi ve onların servetlerini tüketmesi için buraya gönderdi.”

Kulağa çete lideriymiş gibi geliyor. Kralın bu faaliyetleri nedeniyle, ona olan bağlılığımızı sona erdirmekte ve herkesin rızasına dayanan yeni bir toplum yaratmakta özgürdük. Bunu Bağımsızlık Bildirgesi’nin girizgâhında da görürüz. Tanrı’nın tüm insanları eşit yaratması ve herkese yaşama, özgürlük, mutluluğu kovalama gibi bazı devredilemez haklar bahşetmesi gibi açık doğrulara dayanırız.

Hükümetler, bu hakları güvence altına almak için, gücünü sadece halkın rızasından alan bireyler tarafından kurulur. Bunun, o zamanlar için ne kadar radikal bir düşünce olduğunun anlaşılması çok önemli. Monarklar, bizimkiyle aynı büyüklükteki devletleri tek egemen olarak yönettiler. Bugün bu 180 derece değişmiş durumda. Bildirgede dedik ki tek hakim güç halkın kendisidir. Şok edici… Ve yine dedik ki hükümetler halka karşı sorumludur. Daha da şok edici…

Muhtemelen hikayenin burada bittiğini düşünüyorsunuz. Bağımsızlığımızı ilan ettik ve yeni bir ülke olarak mutlu-mesut yaşıyoruz, öyle mi? Yanlış! Esas iş bundan sonra başlıyor. Şimdi bu radikal felsefeyi baz alan ve çeşitli gruplardan oluşan halkın da hemfikir olacağı yeni kurumlar oluşturmamız gerekiyor.

Sonrasında ise halkın yeni kurumları kabul etmesini sağlamamız gerekiyor. Sonuç videosunda da göreceğimiz gibi bu hiç de kolay bir iş değil. Amerikan Devrimi hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız bu serideki diğer videoları inceleyebilirsiniz.

Konuşmacı: Sarah Burns

Çeviri: Samet Tonyalı

Redaksiyon: Seçkin Sosyal

Kaynak: LearnLiberty.org

Bu başlık için şu anda yorum yapılamıyor.